+
Share

Ve Dağlar Yankılandı

Khaled Hosseini’nin 3. kitabı olan bu romanı, ilk iki romanını okumam ve hayal kırıklığı beklememem sebebi ile aldım ve 3 solukta (Fas gidişi uçakta, otelde ve Fas dönüşü uçakta) okudum. Romanda yine Afgan merkezli ve fakat farklı lokasyonlarda hayatları kesişen farklı insanların mercek altına alındığı, ama genel olarak Peri adlı Afgan kızının hayatının işlendiği bir hikaye sunuyor yazar.

Ve-Daglar-Yankilandi-Khaled-HosseiniBen ise, romanda, güzel betimleme yapılan, ifade edilen kısımları işaretledim, her zaman yaptığım gibi. Aşağıda bunları paylaşıyorum:

  • Bir öykü bir trene benzer: Ona nereden binersen bin, er yada geç hedefine varırsın
  • …kendimi Nila’ya beğendirme gayretine öyle bir kaptırırdım ki, burnuma bir eşekarısı konsa, beni varlığından haberdar etmek için sokması gerekirdi.
  • Yan koltuktaki Nahil’in soruları bitmiyor. Kabil güvenli miydi? Yiyecekler nasıldı? Midesi bozuldu mu? Herşeyin resmini, videosunu çekti mi? İdris elinden geldiğince yanıtlıyor. Delik değiş olmuş okulları, çatısız evlerde yaşayan gecekonducuları, dilencileri, çamuru, güvenilmez elektriği tanımlamaya çalışıyor, ama bu, müziği tarif etmek gibi. Tam olarak canlandıramıyor.
  • EB: Yine de, daha önce söylediğiniz bir şey beni çarptı. O şiirlerden gurur duymuyor olmanız. Eserleriniz arasında sizi hoşnut eden var mı?
    • NW: Bu dikenli bir soru. Buna belki olumlu yanıt verebilirdim, tabii onları yaratma sürecinden ayırmayı becerebilseydim.
    • EB: Ulaşılan sonucu, bu yolda kullanılan vasıtadan ayırmayı kastediyorsunuz.
    • NW: Yaratma sürecini, doğası gereği hırsızlıktan farksız bir eylem olarak görüyorum. Güzel bir yazının altını şöyle bir kazın, Mösyö Boustouler, bir sürü rezillik, şerefsizlik bulursunuz. Yaratmak demek, başkalarının yaşamını vahşice yağmalamak, onları bihaber, zoraki katılımcılara dönüştürmek demektir. Onların arzularını, hayallerini çalıyor, kusurlarını, acılarını cebe indiriyorusunuz. Size ait olmayan bir şeyi alıyorsunuz. Ve bunu bilerek, gayet bilinçli yapıyorsunuz.
  • …Mama’nın dudaklarının kuşkuyla büzüldüğünü adete görebiliyorum. O bir adalı. Anakaradan gelen herkesin amaçlarından şüphelenir, her türlü iyiniyet gösterisine kuşkuyla yaklaşır….
  • …”Katlanamıyorum anne,beni zorlama”. “Nedenmiş Peki?”. Ağzımdan çıkanı engelleyemedim. “Kız bir canavar.”. Mama’nın ağzı küçülüverdi. Bana kızgınlıkla değil, kolu kanadı kırılmışçasına baktı, içindeki bütün özsuyu çekip almışım gibi. Yüzündeki ifadede bir mutlaklık vardı. Bir teslimiyet. Bir heykeltraşın sonunda keskiyle tokmağı elinden bırakması, inatçı mermere düşlediği biçimi asla veremeyeceğini kabullenmesi…
  • “Evlendiğimizde, aman Tanrım, dedim içimden, çok uzun bir süre birlikte olacağız. En azından otuz, belki de kırk yıl, diye düşündüm. Şansımız varsa elli. Neden olmasın?” Gözlerini fotoğrafa dikiyor, bir an dalıp gidiyor, sonra hafifçe gülümsüyor. “Oysa zaman, cazibe gibi. Asla senin sandığın kadarına sahip değilsindir.” Albümü itiyor, kahvesini yudumluyor…

This Post Have no Responses

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir