Mevsimlerden yaz, üzerimize yıldızları örterek yatabiliyoruz.

Stajın son günleri

Devam etmekte olduğun proje, şirket için öyle kritik bir proje ki, departman müdürü ile günlük toplantı yapıyorsun

Sen stajer, onlar MÜHENDİS iken, niye seninle toplantı?

2 sıra masa, herkes önünde dosyayı okuyor, bilgisayar yok,  facebook yok, twitter yok, sadece kağıt gazeteler…

ortada bir bilgisayar. Kimse yüzüne bakmıyor. Ama proje için senin kullanman gerek. Pspice, Electronics Workbench programları lazım.

Ne de olsa baskı devre tasarlayacaksın.

Sen bilgisayarı kullanmaya başlayınca bir merak sarıyor herkesi. Herkes sıra beklemeye, işin bittiyse ben de kullanacağımlar başlıyor.

Beraber mezun olduğunuz, o yüzüne bakınca esenlik, güven, dostluk hissettiğiniz arkadaşınız (Şu an Ankara’da) hafif bir tebessüm ediyor.

Siz toplantıya gidiyorsunuz ve yönetici ile saha tecrübelerine göre tasarıma son şeklini veriyorsunuz

Yöneticiniz, staja devam etmenizi bekliyor. Parasını da vermeye razı olarak işi bitirmenizi bekliyor.

Akşam evdesiniz. Etrafta ve yüzlerde, batmak üzere olan güneşin yorgunluğu…

Çok akıllı ve yarım akıllı ev arkadaşlarınız ile akşam yemeğini yiyorsunuz…

Hava çok sıcak, ama siz şanslısınız. Kalın duvarların arkasında güneş sizi çok rahatsız edemiyor.

Mustafa otları temizliyor bahçenin. Tek tek temizliyor, devrilen başları doğrultuyor…

Size yine “Allah sana akıl fikir versin!” diyor. Bu ironiye gülüyorsunuz ve “Amin!” diyorsunuz… Düşünüyorsunuz ben mi akıllı yoksa o mu akıllı diye…

Karşı komşu yine pencerede… Korkuyorsunuz evlenmekten. Evlenince ve işe gidince hep böyle mi olacak diye…

Ama, genç vücudunuzun genç damarlarında, karşı koyamayacağınız bir basınçla akmakta olan kana rağmen mi?

Ah niye o değil de bu meraklı ki size?

Ne olurdu o meraklı olsa idi?

Yemek sonrası bahçede çay servisi Mustafa’nın. Ardından herkes inine çekiliyor havanın kararması ile…

Akşam üstü yolda gelirken kullandığınız yol, size İstanbul’a ilk geldiğinizde Mavi Jeans’in fabrika satış mağazasına yaptığınız yolculuğu, İlyas Abi ile gittiğiniz Mehmet Akif Ersoy’un Edirnekapı Şehitliği’ndeki kabrini, yıllar sonra danışmanlık yapacağınızı bilmeden önünden geçtiğiniz Uzel’i ve Küçükköy’e giden o 2 şeritli ve Küçükköy yönünde bitmesini istemediğiniz minibüs yolculuklarını hatırlatıyor.

Bir de, elbette, duraktan eve giderken hava kararmadan kullandığınızda açık olan işyerleri sebebi ile korkmadığınız ve fakat kararan hava ile geçerken ürperdiğiniz yolda her seferinde kendinizi cesaretlendirmek için yaptığınız telkinleri hatırlarsınız.

Bugün araba ile 2 dakikada geçilen ve “Ne kadar da darmış?” diye şaşırdığınız o yollarda nasıl kilometrelerce yürüdünüzü hatırlarsınız.

Bugün geriye bakıp “Ya biz öğrenci iken bir kase çorba ile 2 somun ekmek yerdik yine kilo almazdık. Şimdi su içsek yarıyor” paradoksu için en anlamlı açıklama değil miydi o eskittiğin yollar?

Gece oldu

Bilgisayarın ile başbaşasın. Evet bilgisayarın var o zamanda bile. Aldığın 3D Accelerator’lu ekran kartın ile oynadığın Yıldız Savaşları oyunları (ki 3dfx vodoo banshee kartlara göre yine yavaş) ile bir süre meşgul oluyorsun…

Ve gün içerisinde gördüklerini değerlendirdiğin, kendinle başbaşa olduğun anda…

Birden…

Gök kubbenin sallandığını, seni güneşten koruyan, kışın sıcak tutan, yazın serin tutan o kalın duvarların acizliğini gördüğün o anda, heyecanla fırlıyorsun.

Evet, 90 yılında gittiğin Afyon tren garında, hayatında o güne kadar gördüğün şeylerle kıyaslayamayacağın, sadece kitaplarda ve televizyonda gördüğün, siyah beyaz olan televizyondan dolayı, acaba gerçekten de beyaz mı diye merak ettiğin kar gibi, depremin de senin hayatında bir karşılığı yoktu.

Fırlıyorsun koridora…

Aliminyum çerçeveler zangır zangır sallanıyor. Dizlerinin bağı çözülüyor… Bağırıyorsun “Mustafaaaaaaaaaaaaaaa!”

Mustafa, elinde pijaması koridora fırlıyor sakince…

Sen telaşla “Deprem oluyoooorrrr, koooşşşşş” diye bağırıyorsun… Gece, karanlık, gürültü…

Mustafa sakin, sanki postacı geldi de onu soruyor sakinliğinde. Ama sınav sonucunu bekleyen öğrenci değil ki?

bahçedeki taşın üzerine oturuyor ve sakinleşmeye çalışıyorsun…

Deprem sadece bize deprem değil elbette… Herkes sokakta… Elektrik yok. Telefon zaten yok. Televizyon?

Herkes telaşla koşuşturuyor sokakta…

Tanıdık bir yüz giriyor bahçe kapısından

Güvende hissediyorsun, çünkü gülüyor…

Kafanı toparlayıp ne olduğunu anlamaya çalışıyorsun ve Mustafa’nın küçük minik televizyonundan haberleri izliyorsun…

İzmit, Kocaeli yerle bir…

Ve sen de onlarla aynı kaderi paylaşmak üzere idin o eski, o yıllanmış, o sağlam sandığın, o sağlam yapının altında…

Şükrediyorsun

Çünkü mevsimlerden yaz, üzerimize yıldızları örterek yatabiliyoruz…

 

Stajın son günleri Devam etmekte olduğun proje, şirket için öyle kritik bir proje ki, departman müdürü ile günlük toplantı yapıyorsun Sen stajer, onlar MÜHENDİS iken, niye seninle toplantı? 2 sıra masa, herkes önünde dosyayı okuyor, bilgisayar yok,  facebook yok, twitter yok, sadece kağıt gazeteler… ortada bir bilgisayar. Kimse yüzüne bakmıyor. Ama proje için senin kullanman…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.