Acaba noldu o disk?

Bugün, okul koridorlarında tatlı ve heyecanlı bir telaş var. Herkes, aylardır üzerinde çalıştığı bitirme projesini teslim edebilmek, kabul alabilmek ve nihayetinde mezun olabilmek için çok çalıştı ve hazırlandı. Veya az çalıştı ve çok hazırlandı.

Kafalarda 2-3 düşünce var.

1. Bugün, mezun olup olamayacağım belli olacak

2. Buraya kadar gelmişiz, uğraşmışız, herhalde bırakacak halleri yoktur ya

3. Acaba bundan sonra ne olacak?

Bir şekilde bitirme ödevini verdiniz. Terlediniz ve gözleriniz proje hocanız ile asistanın gözlerinin içine bakarak “Nolur…” dediniz.

Hoca: “Oynak Bakalım” dedi.

Oynattınız ve kısmen çalıştı. Hayal kırıklığı, terleme ve spor salonunda veya yolda gördüğünüz o iri köpeğin yanından geçerken burnunuza gelen ter kokunuz.

“Ah niye parfümüm sıkmadım”

Sıksan ne olacaktı ki?

Yan masada diğer arkadaşınızı görürsünüz. Onunki çalışmasa, en azından sizinkinden az daha kötü çalışsa kendinizi iyi hissedecek kadar bencil olabileceğiniz bir an.

Hocalar ellerindeki not kağıtlarına notlar alıyorlar. Mentalist gibi, gözlerinden, mimiklerinden sonucu anlamaya, bir ipucu yakalamaya çalışıyorsunuz.

Ama nafile… Yılların kurdu onlar

Yıllarca okulda ara ve final sınavlarında aldığınız notlar, genel ortalamaya etkilerinden dolayı sizi heyecanlandırmakta ve öfkelendirmekte idiyse de, bitirme projesinden 51 almaya bile razı olarak sonuçları beklemeye başlıyorsunuz.

Koridorda değerlendirme yaptığınız arkadaşlarınızdan, özellikle kız arkadaşlarınızdan, bir teselli beklemelerini bekliyorsunuz. Böylece, “Acaba eşim o mu?” sorusuna cevap arayacaksınız. Ama hepsi ile değil, özellikle bir tanesi ile ilgileniyorsunuz.

Ama herşeyin çok geç olduğunu anlıyorsunuz, teselli arananın siz olmadığınızı farkettiğinizde…

Biliyorsunuz ki, o yağmurlu günde, Yıldız yokuşundan aşağıya doğru indiğiniz o gün yapmadığınız hamleye sebep, bu yokoluş…

Coşkunuzu, proje sunum heyecanı ile ve “önümüzdeki maçlara bakacağız, ne yapalım” tesellisi ile bastırmaya çalışıyorsunuz.

Ve proje kabul oluyor.

Mezun olduğunuzu anne babanıza cep telefonu ile bildiremiyorsunuz. Çünkü siz 90’ların çocuğusunuz.

Eve gidiyor ve sabit telefon ile arıyor ve haber veriyorsunuz.

Yıllarca, gerek başbakanlık bursu, gerekse, kapısındaki güvenlik görevlisinin Kıbrıs’ta askerlik yapmasının verdiği yakınlaşmadan dolayı alabildiğin özel bursların hakkını vermiş ve mezun olmuştun.

Baban ki, kendisi seferberlik döneminde okuma yazma öğrenmiş,

Baban ki, okumak isteyene elimden gelen desteği veririm demiş,

Sen ki, o günlerde bu desteği, maddi olarak yapılan destek, cep harçlığı, yeni ayakkabı, cep telefonu olarak anlamış,

Baban ki, aslında en basit anlamda seni tamirhane yerine okula vermeyi tercih etmekle bunu göstermiş,

Baban ki, sana şu soruyu soruyor: ” Oğlum, mastır mı mastar mı ne varmış, devam edeceksen ben her zaman yanındayım. Devem edecek misin?” diye sormuş.

Sen ki, duygulanmış ama “Baba, ben mezun oldum. Bundan sonrası için artık sana masraf olamam. Bir işe başlar ve gerisini ben hallederim” demişsin.

Demişsin ama aslında sen de neler olabileceğini çok kestiremiyorsun.

Çünkü senin, 3. sınıfta naylon staj yapmamandan dolayı bekleyen bir stajın var yapılması gereken.

Güzel olan, o kısmın kolay olması. Çünkü zaten yerini ayarlamıştın.

Komik olan, senin staj yaptığın yerde, stajlarını tamamlamış olan arkadaşların işe başlıyor.

Garip olan, staj süresince, en kritik projelerde senin görev almış olman.

Stajın son günlerine doğru, çalıştığın yerdeki sorumlun sana diyor ki: ” Ben buradan ayrılıp Nokia’ya gireceğim. Senin de benimle gelmeni istiyorum. Şartları da şöyle şöyle..”

İçinde zaptedemediğin bir heyecan dalgası

Ama kendini tutmalısın

Daha 2 hafta önce, yeni mezun ve işe başlamış arkadaşlarınla katıldığın Üsküdar Sahilindeki kahvaltıda, herkes birbirine maaşını söyleyip gururlanıyordu. Sana az önce teklif edilen rakam, o gün kulaklarında uğuldayan en yüksek rakamın 1,25 kat fazlası idi.

Kendini tutmalısın

Para değil miydi bugüne kadar büyüdüğün evde, kentte, memlekette seni içine kapatan.

Gözlerini kapatıp “Çok sükür” dersin.

Sonra, artık staj yaptığın yerden gelen hiçbir teklifi duymazsın. Sen daha iyisini zaten almıştın.

Staj biter

Sen yerden 100mt yükseklikte, Çağlayan’da bir binanın tepesindesin. Yabancı bir adam -üstü başı pejmurde kıyafetler ile yerde uzanmış ve bilgisayar ile birşeyleri kontrol ediyor-, uzaktaki bir ışığı gösterip, 10km uzaktan gelen bir sinyal bu diyor.

Meğer, çatıda, altında durduğumuz baz istasyonunun görülebilirliğinin testleri yapılıyormuş.

Bir form veriliyor sana ve dolduruyorusun.

Form, genel müdür referanslı olarak taa Finlandiya’ya gidiyor. Sen o gün, seni o çatıya çıkaran abine 60MB’lık harddiskte Windows 95 CD’si getirip veriyorsun. Nasılsa işe başlayınca geri alırım diye.

Şu anda şöyle düşünüyorsun: “Acaba noldu o disk?”

Ve artık sen Nokia’da çalışacak bir mühendis olarak gururla iniyorsun çatıdan ve eve dönüyorsun.

Yastığa kafanı koyuyorsun, ve uyuyorsun…

Zzzzzzzzz

 

Bugün, okul koridorlarında tatlı ve heyecanlı bir telaş var. Herkes, aylardır üzerinde çalıştığı bitirme projesini teslim edebilmek, kabul alabilmek ve nihayetinde mezun olabilmek için çok çalıştı ve hazırlandı. Veya az çalıştı ve çok hazırlandı. Kafalarda 2-3 düşünce var. 1. Bugün, mezun olup olamayacağım belli olacak 2. Buraya kadar gelmişiz, uğraşmışız, herhalde bırakacak halleri yoktur ya…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.